Misilleme Ruhu…

21 Kasım 2008

Evet bugün kendimce olağanüstü sayabileceğim başlıkla siz, sevgili okuyuculara sağlam bir olay anlatacağım… En azından kendi adıma sağlam…

Dün yine 105 numaralı Gölbaşı otobüsüne binmişim, tıngır mıngır gölbaşı yollarını tepiyoruz, yine ayakta yolculuk ediyorum ama arka tarafta kendime güzel bir yer edindiğim için otobüsün giriş kapısındaki yoğunluk beni pek alakadar etmiyor. En azından bu yoğunluktan nasibimi almıyorum.

Neyse, otobüs Gölbaşı sınırlarına girdikçe nüfusta azalmalar görülüyor bu da yer yer boşluklar yaratıyor.

Genç bir arkadaşımız da rahat şekilde oturduğu koltuğu 21-22 yaşında bir ablaya verme çabasında ama bu ablayla bir türlü iletişim kuramıyor. Bu sırada benim solumda 1 kişilik boş yer açıldı ve bu eleman arkadaşım buraya gel de ön taraf arkaya doğru ilerlesin dedi… Halbuki ön tarafla alakası yok lavukcan’ın onun tek amacı o ablaya yerini vermek ve karşılığında bayandan 0 teşekkür almak…

Neyse ben önce o “hay skicem sana mı kaldı lan ön tarafın yoğunluğunu azaltmak ib*ne, sen önce kalkıp bir yaşlıya yer versene kodoş ” gülüşümü atıp elemanı sinir ediyorum ardından da 1 adım arkaya gidiyorum. Benim hemen yanımda bulunan adama da arkadan dokunuyor, abi gel arkaya da öndeki yoğunluk azalsın diyor, o abi de bana doğru gelince bayan buyrun siz oturun diyor. Ben de içimdin ” yavuşak ” diyorum bu çocuğa… Abla otururken dolaylı olarak bu cocuğun kalkması gerekiyor ve oradaki trafiği birbirine katıyor falan…

Ardından bu eleman kıza yerini verdi ya kızda da misilleme duygusu ön plana cıktı, ” ben de senin çantanı taşiim, ver çantanı ağırlık yapmasın” tarzı cümleler kurmaya başladı abla… O sırada içimden ” ulan madem iyi huylu, insansever bir ablasın benim çantamı alsana ” diyorum. Tabi ki ben ona yer vermediğim için bana böyle bir teklifte bulunmadı. İşte bugünkü konu başlığını da buradan elde ettim. Bu yüzden bu abla ve bu ” yavuşak ” arkadaşa sonsuz teşekkürlerimi ediyorum.

Not : bazı arkadaşlar misilleme kelimesinin karşılığının bu olmadığını belirtti. Ben, misilleme kelimesini bu anlamda kullanmak istedim, genelde kötü bir şey olarak algılanan misilleme kelimesinin makus kaderinin bu yazı ile son bulmasını istedim, fena mı ettim?

Cümle içinde kullanmak…

20 Kasım 2008

Başlıktaki konuyu şimdi enine boyuna bloga yatırıyorum…

Eskiden gelen bir şeydir, yeni öğrendiğimiz şeyleri cümle içinde kullanmaya çalışmak…

Geçen gün bir kitap okuyorum, bir kelime geçti arada ” animizm ” ve altına ne olduğunu falan yazmış yazar benim gibi bilgisizleri düşünerek, sağolsun…

Animizm : Doğadaki cansız nesnelere canlı gibi davranmakmış…

Neyse, ben bunu anlamak için hemen cümle içinde kullanıyorum ve cümleye bakın;

” Animist misin a*ına koyim ”

Hah, çok anladım. Ulan böyle cümle mi olur?

Hayır, her şeye koyabilirim yani o denli yüksek libidoya sahibim yani… O yüzdendir ki bu cümleden yola çıkarak animizm hakkında akılda tutucu başka bir örnek arıyorum ki yazarın diğer notu gözüme takılıyor

oyuncaklarla konuşmak, animizm’e bir örnektir diye not düşmüş…

Bunların hepsi benim için mi be mübarek diyorum ardından yazara… Elbette teşekkürümü de ediyorum.

Bütün yazılarımı gece yazmamın sebebi artık öğlen vakitleri kendimi yazmaya hazır hissetmemem / hissedememem…

Malum vizeler falan…

Neyse ki yarın ” Elektrik Teknolojisine Giriş ” ile bitiyor.

3 Günlük güzel tatil beni bekliyor. He, bu arada yeni aldığım karara göre artık günü gününe ders çalışma moduna giriyorum, bilginize… :)

Noktalama işaretlerine anlam yükleme oyunu…

18 Kasım 2008

Evet, bugün de küçük bir oyun istedim. Aslında bugün istemedim, daha önceden istiyordum ama bu güne nasip oldu yazmak…

Öncelikle bu yazı boş beleş geyik olarak yazılmıştır. Hiçbir art niyet ve ciddiyet yoktur.

Ayrıca… Bu yazı gençlerimize gülerken noktalama işaretlerini öğretecektir. Yani.. Yeterince komik olmasa da öğretecektir. Amaç öğretmek değil mi zaten?

Başlıyoruz…

. ( nokta ) - Bu işaret genelde cümle bitimini bize anlatan işarettir. Yani der ki; Cümle bitti, hadi yatmaya…

Bu işareti en çok sokaktan çocuğunu çağıran anneler kullanır. ” Ahmet, oğlan bugun eve geç geldi. ”

İspiyoncu anneler bu işaretin çıkarılış amacıdır.

, (  virgül ) - Bu işaret ise bize, iki kelime arasında bir bağ olduğunda ya da anlam karmaşası yaşanmaması gereken yerlerde kullandırılır.

elma, armut, üzüm…

Ahmet Mehmet ve Ece’nin doğum gününe gitti.

burada karmaşa virgül yoksulluğundan kaynaklanmıştır ve Ahmet, Mehmet ve Ece’nin doğum gününe gitti. Denilerek gönüller fethedilir, anlatım düzeltilir.

! ( Ünlem ) - Bu işaret gerçek anlamda önemlidir. MSN tarzı programlarda fazla zaman geçiriyorsanız elinizin altında bu işaret olmalı…

Arkadaşa denir.       -      Hadi LAN!

Taraftarlar der         -       Seviyoruz ULAN!

Sevgiliye denir         -       Sevi Seviyorum! ( normal seni seviyorumdan farkı sonundaki ünlemin sevginin büyüklüğünü belirtmesidir. )

? ( Soru işareti ) - Adından da anlaşılacağı üzere soru sorarken kullanılır.

Naber?

Nasılsın?

Sen de mi top oldun?

Oldu mu şimdi?

Sen de beni seviyor musun?

Senin anan güzel mi?

Gibi…

; ( noktalı virgül ) - Genelde pinti varlıklar kullanır. Bir taşla iki kuş vurmak isteyenlerin kullandığı bir işarettir. Tam olarak nerede kullanılır derseniz size bunu bir cümle ile açıklayabilirim sanırım.

Ahmet, Mehmet ve kazım elma; Ece, Feyzullah ve Hayrettin armut yedi.

Anladınız inşallah… :)

Ben bunu böyle öğrendim.

Atladığımız işaret varsa yorum bölümüne bu işaret çok önemli nasıl atladın yazabilirsiniz…

Not : Bu bilgiler sayesinde Türkçe’m gelişti diyorsanız, size bir şey demiyorum.

Dibe vurduysan ya da hala düşüyorsan…

16 Kasım 2008

Haftasonunun ilk günü devrilmiş, 2. gününün ilk saatlerini yitirirken yazı yazmalıyım dedim, Teoman dinlerken…

Bu adamın şarkılarını ne zaman dinlesem yazı yazmalıyım diye bu sayfada buluyorum kendimi…

Gazetelerde bu adam dinletilse büyük patlama olur o gün herkes duygusal yazılar yazar, herkes aşık olur falan falan… 13 şubat tarihinde bu uygulanır 14 şubata hepimiz sevgili sahibi olarak gireriz… Sahiplik kötü bir kelime oldu, yol arkadaşı bulmuş oluruz diyelim ve kalpleri fethedelim…

Saat : 03.55

Bir ara Engin Günaydın, Uykusuz’da yazıyordu ya saat bilmem kaç şunu yaptım. Uyudum uyandım şimdi şunu yapıyorum, uyurken şunu gördüm falan… O tarza kayıyorum sanki…

Fizik çalışsam mı Endüstriyel Ölçme’den geçebilir miyim diye soruların cevabını ararken kendimi hep bu siyah elektronik parçanın karşısında buluyorum ve yemek yedikten sonra, yemekleri erittikten sonra, nescafe içtikten sonra diye erteliyorum sınava çalışma olayını…

Bugün de Ahmet Necdet SEZER’den bahsetmek istiyorum. En azından anmak istiyorum Eski Cumhurbaşkanımızı…

Bugün, hakkında beyin fırtınası yaptık baya…

Eskiyi yad ettik falan… Ne büyük adamdı dedik hep beraber…

Bir insan bu kadar dürüst olabilir miydi, sorusunun cevabını aradık hep beraber…

Oluyormuş işte sonucuna vardık aman ne entellektüel birikimle ortaya çıkarılmış bir sonuç, takdir ettim bizi…

Penguen dergisine 2′dir yazı yolluyorum ancak paatim@yahoo.com mailinin sahibi Fatih Solmaz isimli kişi bir türlü yayınlamıyor, onu burdan sizlerin huzurunda kınıyorum. Lütfen siz de kınayın…

Elbette şaka yapıyorum, kınamıyoruz Fatih Solmaz’ı… Espriden anlamayan herkesi kınasak etrafta insan kalmazdı değil mi :)

Bu yazının da sonuna geldik, gelecek yazıda görüşmek ümidiyle…

Birinci sınav haftası

14 Kasım 2008

Evet, birinci sınav haftasını 2 iyi sınavla geçirmenin mutluluğu içersindeyim.

Bu hafta toplam 4 sınavım var sanırım, emin değilim.

Dersleri o denli boşladım ki, sınavların hangileri, saat kaçta oldukları gibi bilgileri bile sınavdan 1 gün önce öğreniyorum.

Neyse, gelişim ve öğrenme dersinin adının geçtiği bir yazı yazmıştım ve bazı kişiler gazi üniversitesi gelişim ve öğrenme ders notları diye arattığında benim sayfamı bulabiliyordu. Bugün de gelişim ve öğrenme sınavı vardı. Dün 4 kişi bu dersin notlarını ararken benim siteye düşmüşler, yani sınıf arkadaşlarımdan bazıları çok araştırmacı.. :)

Soykırım mı?

14 Kasım 2008

Hepimizin bildiği gibi Ermeniler her fırsatta bizim soykırım yaptığımızı söyleyip dururlar… Bu o denli gerçek dışıdır ki kendileri bile inanmıyordur. Ya da şöyle diyelim, onlara o denli değişik aktarılan olaylar var ki bu yalana ortak oluyorlar…

Neyse, geçen gün televizyonda Ermenistan’da kurulan Soykırım müzesinin haberini gördüm ve düşmanlığı bu denli törpüleyen başka insan/insanlar olamaz diye düşündüm. ( Elbette her Ermeni’yi zan altında bırakmak yanlış olur. )

Az önce de Ece Temelkuran’ın kitabını okurken bir cümle takıldı gözüme…

Sayın Temelkuran, Ermenistan hakkında yazı yazmak için ülkeye gidiyor ve yolu bu müzeye de düşüyor.

Oranın kurucusunun yardımcısı hanım bunları içeri alıyor ancak ne alma yüzü o denli asık ki sanırsınız hepsini taramaya geldi.

Ardından kurucu ile görüşmeye gidiyorlar ve şarap açılıyor.

Ece Temelkuran ( herhalde o ) ” Şerefe ” diyor.

Başkan yardımcısı kadın, haklısınız her millet kendinde olmayana içer deyiveriyor.

Soykırım yapan millet hangimiz olabilir, merak ediyorum.

O zaman ki şartları mümkün olduğunca kafamda toplamaya çalışıyor ve buna bağlı olarak objektif bir sonuca varmak istiyorum.

Düşünün ki Ermeniler, Türkler ve Kürtler beraber savaşıyorlar falan falan ardından birden BİZ Türkler, Ermenilere soykırım uygulayıp onları ülkeden atıyoruz. Ne kadar enteresan geliyor insana…

Olabilir mi böyle bir şey?

Elbette HAYIR!

Mustafa Balbay ile söyleşiye katılmanın verdiği artistlik…

12 Kasım 2008

Başlık biraz uzun oldu ancak olayın özünü başlıkta vermek istediğim.

Bugün 14.30′da ingilizce vizesi vardı ve gayet normal bir gün 12.00 gibi uykudan uyanmam ile başladı.
Ardından yemek faslı ve okula gidip sınava girme zamanı… Derken, sınavdan cıktık ve bir arkadaş hadi Mustafa Balbay’ın söyleşisi var deyip bir arkadaşı götürüyordu, Ersin sende gelsene len dedi. Kaçırır mıyım, koskoca Mustafa Balbay bizim okula geliyormuş… :) ( Gazi üniversitesi , Mühendislik Mimarlık Fakültesi Atatürkçü düşünce topluluğu getirmiş, sağ olsunlar… )

Neyse, söyleşinin başladığı saat 14.30′muş ancak o an içeride pek fazla kişi olmadığından başlamamışlar ki iyi de yapmışlar… Biz gittiğimizde salon doluya yakındı, yer yer boşluklar vardı ve salona girdiğimiz anda Mustafa Balbay kibarca önde yer var arkadaşlar buyrun, dedi.

Şaşırdık tabi, Ananı da al git laflarıyla azar işitmiş bir millet olarak Buyrun arkadaşlar lafına pek aşina değildik… :)

Biz oturana kadar bekledi ve en ön sıraya oturduğumuzdan dolayıdır ki herkesin gözü bizdeydi. Nasıl utandım, nasıl sıkıldım anlatamam… :)

Neyse güzel bir söyleşi olmuştu ve günün konusunu da elde etmiştim…

Mustafa Balbay’a okulumuza geldiği ve bize o denli nazik davrandığı için teşekkür ediyorum.

10 Kasım 2008 Saat - 09.05

11 Kasım 2008

70 Yıl sonra bile böyle bir saygıyı diktatörlük yaparak kazanmış olabilir mi?

ne düşünüyorsunuz?




















Sessiz sokaklar…

11 Kasım 2008

Vuvv, ne güzel bir başlık bu… Karamsar bir hava yaratmak istedim çünkü bu tür şeyler okunuyor günümüzde…

Gençlerimiz bir gizem bir karamsarlık peşinde… Gizemli adam istenilen adam havalarındalar… Yani erkekler için durum böyle de bayanlar için farklı mı?

Elbette hayır.

Farklılık nedir diye sorsalar gençlerimize, gizemli olmaktır yanıtını alacakları aşikardır.
Siyahın en sevilen renk olması da belki bundan ötürüdür. Tozu pek göstermemesi falan pek sayılmazsa :)

Büyüyünce ben de gizemli olurum belki… Madem yeni trend bu… Trend ne demekse artık…

Eskiden ne güzelmiş Türkçe… Yozlaşmış da yozlaşmış… Ha, ben mi yaptım bunu? Ben böyle öğrendim o yüzdendir ki böyle kullanıyorum.

Vize zamanı hakkında da konuşmak istiyorum.

Vize zamanı çeşitli sözler verir çalışan kişi kendine… Allahım vizeler geçsin günü gününe çalışmayan adam değildir. Yemin ederim ki günü gününe çalışacağım… hay aklımı tikim ya millet günü gününe çalışıyor ve hiç zorlanmadan geçiyor şu kahrolası dersi…

Kendimin de dahil oldugu bu grubu facebook’da kuracak arkadaşlar vardır. Kursunlar da… Destekliyorum.

okuyucu tayfasına sesleniyorum… Bırakın artık siyahı falan… Bırakın karamsarlığı… Gençsiniz siz, yaşayın hayatı…

Zaten nedir ki hayat?

hayat 25 yaşına kadardır. Ardından çalışma zamanı adlı zaman başlar ve alır ömrü… Zaten 25 yaşından sonra yeteri kadar çalışacak evinize ekmek götürmek zorunda kalacaksınız…

Hepimiz tekdüze değil miyiz?

siyah giyen de ekmek götürcek ben de ekmek götüreceğim…

ee noldu siyah giyen, karamsar arkadaşım?

ha ha , ben kazandım.

100. Yazı şerefine…

08 Kasım 2008

Futbol kulüplerinin 100. yıl şerefine yaptıkları çeşitli etkinliklere misilleme olarak 100. yazıma özgü bir etkinlik yapmak istiyorum.

Bugün bu yazıyı okuyan herkes yorum yaparsa süper olur böyle, acayip sevinirim yani anlatabiliyor muyum?

ha, bir de çok güzel yazmışsın, aslan be… Hadi şerefe tarzı yorumlar olursa gözlerinizden öperim sevgili okuyucu kardeşlerim.

Hatta yazı yazmak isteyen arkadaşlar varsa hepsinden birer yazı alıp yayınlayabilirim bile…

Yani daha ne diim be güzelim?

Bugün yine turnuva maçı vardı. 2. yarı oyuna girdim ve iyi oynadım hani… :P 4. sınıftaki abilerimiden bize fırsat anca 2. yarıda geliyor. Ancak 2 kaldı.

Yani 2 sene sonra bende 4. sınıfım. :)